Altı senelik bir flörtün ardından 31 Ekim 2002 de evlendik. Herşey güzel gidiyor ben sevdiğim adamla evlenmişim, işi bırakmışım tembellik ne rahat oh :) ama hala bi çocuğumuz olsun fikri ne bende ne de İsmail'de yok. Bir yıl sonra, çevredende gelen bunaltıcı sorularında etkisiyle İsmail'e sordum "bir çocuğumuz olsun mu?" o da "olabilir" dedi. Bu kadar :)
Ben hemen internette araştırmalara başladım, madem çocuğum olsun istiyorum, o zaman kız olsun diyorum, acaba kız yapma formülü var mı? ne zaman hamile kalırsam burcu aslan olur filan. Evet bi formül varmış Çin takvimi, kasımda hamile kalırsam hem ağustos başı gibi doğacak hemde kız olacak. Çok inanmamakla beraber, denemenin zararı olmaz diye, eylülden kasıma kadar bekledik.. ve ilk denememizde hem hamile kaldım hemde ikiz olduklarını, dördüncü aydan sonrada kız olduklarını öğrendim. Dünyalar benim oldu. Çünkü beni düşündüren tek şey vardı bir çocuğum olursa onun mutlaka kardeşi olmalıydı ama ben ne zaman doğuracağım ne zaman bakacağım hiç bilmiyordum ve kafam karmakarışıktı. Ama kızlarım beraber gelerek bu durumu çözdüler.
İkiz büyütmek zor olduğu gibi ikiz hamileliğide zor. Çok kilo aldım, ayak ve bacaklarım erken şişti ama son güne kadarda gezdim.
Gelelim doğum yaptığım güne. Aslında kontrole gittim, ya o gün olabilirdi ya 02 ağustosta ya da 06 ağustosta ama ben o gün olamayacağını düşünüyordum ya da buna inandırmak istiyordum kendimi. Tetkikler yapıldıktan sonra "bugün alalım Vildan" dedi doktorum. Binbir hevesle hazırladığım hastane çantam evde, dışarda İsmail bekliyor, o an yüzlerce şey geçti sanki aklımdan ama ne geçti toparlayamıyorum. İşlemleri başlatmamız gerektiğini söylemek için İsmail'i arıyorum koca hastanede, sonunda kantinde kaygısız kitap okurken buldum onu, o da benim gibi bugün olmayacağını düşünüyormuş. O an gözlerim ıssız bir yer aradı bahçede, çünkü gözlerim dolmuş ağlıyordum, bir yere çektim İsmail'i hıçkıra hıçkıra ağlıyorum bir yandanda bugün ameliyat olacağım kızlar geliyor diyorum. İsmail anlamayıp tekrarlattırıyor en son dedim bana müsade birazdan söyleyeceğim ne olduğunu. Bi beş dakika filan ağladıktan sonra İsmail'e durumu anlattım, işlemleri yaptırdık, artık doğumhaneye çıkacağım kapıdaki görevli çantanız yok mu dedi var ama evde dedik, size yukarıdan giyecek verirler ama isterseniz kantinden bir gecelik alın dedi, benide göndermedi, İsmail XXL bir gecelikle geldi, vedalaştık ve ben yukarı çıktım. O kadar korkuyordumki ama neden korktuğumu bilmiyorum, beni korkutan ameliyat değildi, kızlarımın geleceğine hiç korkmam ama ne bilmiyorum. On yaşında lokal anestezi ile bademcik ameliyatı oldum hiç ağlamadım, korkmadım, onbeşimde apandist ameliyatı oldum o da öyle ama bu neydi bilmiyorum.
Doğum yapacak kadınlar bekliyoruz, herkes heyecanlı ama kimse ağlamıyor ben tutamıyorum kendimi uzanmışım yüzümü kapatıp ağlıyorum. Sanırım tüm bunlar hayal etmediğim gibi geliştiği için.
Saat 11:50 civarı ameliyathaneye girdim. Hatırladıklarım çok soğuktu, yattığımda sürekli daha uyumamış olduğumu anestezi uzmanına defalarca söylememdi. Nihayet uyudum ve yaklaşık iki saat sonra müthiş bir karın ağrısıyla uyandım. Uyandırma odasındaydım ve hemşireye kızlarımı sordum. Sağlıklı olduklarının, boy, kilo ölçümlerinin haberini aldıktan sonra ne zaman göreceğimi sordum, odana çıkınca dedi, en son karın ağrım ne zaman bitecek dedim, güldü...
Tamamen kendime geldikten sonra, odaya nakil oldum. Kızlar bebeklerin bulunduğu odadaymışlar, istediğim zaman yanıma getireceklermiş. Beni odada iki göz iki çeşme annem ve kardeşim karşıladı. Onlar görmüşler kızları anlatıp duruyorlar, bense feci meraktayım hemen getirin diyorum, annem kendine gel bi ömür boyu yanında olacaklar diyor.. Görsem'e o halde git resimlerini çek getir dedim ve onları ilk fotoğraflarından gördüm.
Yarım saat dayanabildim hasretliklerine, sonra getirdiler, bu sefer ben çoşmuş bi şekilde ağlıyorum. Bu müthiş bir duyguydu, hem bebek sahibi olmak hemde aynı anda ikisine birden sahip olmak. Hemen emzirdim, Defne biliyordu emmeyi ama Çınar'a öğrettim, ben doğrulamadığımdan üstüme yatırıp emziriyordum, aç kuzularım her koşulda emdiler :)
İki gün sonra hastaneden ayrıldık, pazar günüydü ve benim doğum günümdü. Görsem İsmail'i kaybetmiş aşağıdan bana haber veriyor eniştemi bulamıyorum diye, meğer benim canım kocacım çiçek arar dururmuş :)
Vakit geldi, işlemler halledildi, hatıra olarak kızlarımın bileklerindeki pembe bilezikleri istedim, aldım. Kızlardan biri annemin kucağında, biri İsmail'in kucağında, Görsem'in elinde neredeyse hiç kullanmadığımız şeylerle dolu iki valiz ve ben en arkada öndeki iki bebeği ben doğurdum edasıyla, elimde koca bir çiçekle, gerine gerine meraklı bakışların arasında hastaneyi terk ettik.
Eve geldiğimizde, yataklarını sevdiler, evlerini sevdiler, bizi sevdiler...o günden beri bizi hiç üzmediler.. Beş gün isimsiz kaldılar, "sağdaki soldaki"ydi adları..en son İsmail üzerinde uzun süre düşündüğümüz isimlerden ikisini seçerek, "sağdaki Çınar soldaki Defne" olsun dedi ve öylede oldu.
The Son :)

2 yorum:
mrb,blogunu yeni keşfettim:)
bu postunlailgili olarak şunu eklemden geçemedim..bebeklerini sana hemen göstermemeleri çok üzdü beni..yarım saat onları görmeden beklemek zorunda kalman gerçekten kötü olmuş sanırım...Sonuçta şimdi tabiki hep yanındalar ama o dakikalar ayrı değil mi..
Sevgiler..
merhaba asya :)
sen de bebek bekliyormuşsun, hayırlısıyla kavuşmanı dilerim. ben sezaryenle doğum yaptığım için kendimi biraz da olsa toparlamam için o yarım saat sanırım gerekliydi.şükür artık hep birlikteyiz ve hiç ayrılmayız umarım.
selamlar..
Yorum Gönder