Nasıl yorgun olduğum anlatılmaz, yaşanır :)
Akşam kızları yatırdıktan sonra genelde pc başında oluyorum. Herşeyi yapmaya vakit buluyorum ama şuraya iki kelime yazmayı canım istemiyor. İstiyorum ki unutmadan tam, eksiksiz yazayım sonra erteliyorum hep aynı hikaye yani.
Geçtiğimiz günlerde bir Bandırma seyehatimiz oldu. Tam da anneler gününde anneanne ve dedeyi ziyarete gittik. İsmail bizi bırakıp döndü, altı gün kaldık ve babam bizi Bursa'ya geri getirdi. Hani büyükler başta onlar bakar ben dinlenirim biraz olsun ya da çıkar gezerim diye düşünüyordum ve hatta yazın gelmesini hep bunun için büyük bir özlemle bekliyordum ama durum benim düşündüğüm gibi olmadı. Bensiz kimse hiçbirşey yapamıyor matesüf, yine ben yediriyorum, yine ben oynuyorum, ben gezdiriyorum, ben ben ben..
En güzeli Erdek'e gittik. Ahh ne kadar özlemişim. Defne ve Çınar'ın denize nasıl hayretle baktıklarını hiç unutmayacağım, ne garip ben deniz çocuğuyum, hep gördüm hep soludum havasını ama çocuklarım öyle değiller. İsmail'de 10 yaşındayken filan görmüş galiba ilk kez denizi, sanki bir konuşmamızda öyle demişti.
Bu post'u yazmaya başlayalı bir hafta oldu, daha doğrusu üstteki üç paragrafı altı gün evvel yazmışım. Bandırma'ya gidip geldiğimiz tarih oldu artık bu yoğunlukta hiç birşey hatırlayacak durumda değilim. Şu son bir hafta, aslında herşeyin oldukça sıradan olduğu ama kendimde garip değişiklikleri hissettiğim bir hafta oldu. Henüz tanı koyamadım ama yorgunluk tavan yapınca sanırım çaresizliği kabullenip, yaşamaya devam edeceğim anlamını çıkarıyorum.
Kızları oyalamanın, eğitmenin, yanısıra evin işiyle uğraşmamın, yemek yapmamın, yedirmeye uğraşmamın, üstüne bir de kızların inat dönemi eklenince zaman zaman umutsuzluğa kapılıyorum. Ki ben genelde bu tür konularda polyannayımdır, 'o gün gelecek' diye beklerim. Sanırım bu konuda uzun zamandır bekliyorum ki gelmeyeceğini anladım. (şimdi dönüp okudum da yazdıklarımı, okuyupta anlayabilene aşkolsun:) )
Kızlardan bahsedeyim biraz. Öğle uykularını kaldırma çabasındalar. Uyusunlar diye çabam olmayacak ama akşam oldu mu ayakta bile uyur halde dolaşıyorlar. Velhasıl öğlenleri uyumak değil yatmak istemiyorlar. Bu sancılı dönemin başlangıcında (neredeyse 1 ay evvel) çocukları hiç kasmayayım uykudan soğumasınlar diye hergün dışarı çıktım neredeyse, öğle vakitlerinde. İkiz pusete koyup erken başlayan yaz sıcaklarında, alnımdan boynuma boncuk terler akarken ben cefakar anne olaraktan gezdirdim gezdirdim, sızınca da eve çıkardım ya da köye gittik, hatta bir seferin de yalnız başıma yürüme mesafesiyle bize epey uzak, insan ve araç trafiği bol olan bir parkta bile uyumalarını sağladım. Ne için sırf onlar rahat etsin ben de biriki satır bişi okuyup yemek yiyeyim diye. :) Sonra birgün gelin mindere uzanalım ben size kitap okuyayım dedim, itirazsız battaniyelerini alıp uzandırlar ve iki gün öncesine kadar beni dinleyerek uyudular ama artık o da kesmiyor..
Bu arada okumak dedimde, bana göre hayli ilginç bir kitabı okuyorum bitti sayılır ama başa dönüp tekrar yapacam. Başarılı çocuğun dramı ismi (alice miller) ama ben bunu kızları yetiştirirken kılavuzluk etsin diye değil kendim için okuyorum. Sanki kendimce tanımlamalar yapıyorum ve ufak şaşkınlıklarla beraber durağanlık yaşıyorum. Belki üstte yazdığım 'adını koyamadığım tanı' bu kitabı okumamdan kaynaklanıyordur, bilmiyorum.
Hayvanat bahçesi sezonunu açtık. İmo teyze hayvanat bahçeleri ve sirkler için olumsuz
Aa bir de Çınar Bandırma'da (aslında daha evvel başladı öksürükleri ama Bandırma'da doktora götürdüm) bronşit oldu. On günlük ilaç tedavisinden sonra Bursa'da kontrole götürdüğümde hiç birşeyi kalmamıştı şükür ama Çınar'ın başlangıçta ki öksürüğü iki-üç gündür Defne'de var. Korkuyorum. Aslında ben Çınar'ın bronşit olduğunu düşünmüyorum, ilk doktorun yanlış teşhis koyduğunu düşünüyorum ama kendi doktorumuz eğer olduysa da ilaçlar geçirmiş olabilir bu viral bir enfeksiyon ve ilaçla tedavi olabilir dedi. İlaçları içirişim ayrı bir hikaye. Sevmedi şurup içmeyi bende bardakla suyun içine karıştırarak verdim. Neler öğrendi, bardaktan suyu ağzına alıp püskürterekten anne yüzü ıslatmaca, içiyormuş gibi yapıp donuna kadar göğsünü ıslatmaca saire vesaire..
Çocuk parkı yok bu civarda, İsmail'in de işleri yoğun gidemiyoruz fazla, bu sebeple kaydırak aldım. Salıncağımız zaten vardı. Bu eve ilk taşındığımızda benim yabani ot sanıp 'ne tutuyorlar bunu burda' diye hakaret ettiğim yarım metrelik ağaç şu an binanın 3. katına yaklaşmış durumda ve ne gariptir ki hakaret ettiğim o ağacın dallarına salıncak kurup çocuklarımı salladım, altında piknik yaptık valla utandım, içimden gövdesine karşı özür bile diledim. Yani ağacın altı bi nevi bizim parkımız oldu.
Son olarak, baby einstein ın cd lerini keşfettiğimizden beri balamory'nin pabucu dama atıldı. İngilizce 28'e kadar sayıyorlar :P :))) şöyle;
-hi, mi, di, di, beee, tu, ba, de, ma, ne.........
(blogger fotoları istediğim gibi yerleştirmeme izin vermedi :S )

1 yorum:
offf çok sevindim nihayet yazmışsın bişeyler.ben merak ediyorum bu kızları ya,neler yapıyolar,nerelere gidiyolar...
vildan,bursadaki o güzel hayvanat bahçesi dimi gittiğiniz,hayvanlar doğal ortamlarında filan...izmirdekini bir görsen,eskiden ağlayarak çıkardık ,şimdi biraz daha iyi ama genel olarak tam bir hapishane.
defneyle çınar büyümüşler ,gene pek şekerler.
bu arada piknik yapabilecek bir bahçenizin olması ne kadar güzel,hep istediğim birşey,bizim parkda güsel ama kedi-köpek kakasından geçilmiy..
görüşürüz.
Yorum Gönder