26 Kasım 2006

en son bahar



Çınar öğle uykularını bırakıyor galiba. Son 3-4 gündür yatıyor, uyku poziyonuna filan geçiyor ama bi müddet sonra kalkıp yakınında bulunan yerleri karıştırmaya başlıyor. Bu arada Defne ona aldırmadan uyumaya devam ediyor. Şu an sesi geliyor, birilerine "öbürleri nerde?" diye soruyor, cevap alamayınca sesini yükseltmeye başladı, gidip bakayım defne kuzusu rahatsız olmasın.... çok kızmış :) yatağın bi kenarında atılı duran yapbozun bir parçasını bulamamış, nerede diye haykırıyor, başka bir oyuncakla takas edip sessizlik sağlandı, şimdi şekillere bakıp "ev, yampi(fil), bon (balon)" diye saymaya başladı. En azından dinlenme vaktinde orada kalması gerektiğini kavradı sanırım, dışarı çıkmak ya da yatağından inmek gibi bir isteği yok. İstemiyorsa oturabilir tabiii, gelmek istiyorsa gelebileceği gibi yanıma..

Güzel sonbahar havalarında, güneşi gördükçe botanik park'ı mesken tuttuk. Şu son on günün beşini orada geçirmişizdir. Bi ara annemler gelip gitti, o güzelliği onlarada gösterdik. Defne çocuk parkını gördüğü anda gözü hiç birşey görmüyor. Çınar daha çok yaprak tekmelemeği tercih ediyor ben gibi. İyi eğlendik/eğleniyoruz. Son zamanlarda okuduğum bir ana-babalık kitabı beni daha rahatlattı sanıyorum. Engellemek, yapma etme demek zaten az sayıdaydı ama kalmadı gibi birşey. Sanırım daha evvel çizilen sınırları öğrenip benimsediklerinden o sözcüklere pek gerek de kalmıyor. Sinir bir cümle oldu aslında, sınırları çizmek, öğretmek filan, işte genel olarak yaşayıp giderken rahat olmak ve uykuydu, yemekti, gezmekti gibi şeyleri dert ederek değil de onları da anlayıp dinleyerek yolumuzu, yönümüzü çizmemizden kaynaklandı sanırım.

Çınar hala uyumuyor, mmmmMMmm diye sesler çıkarıyor neye bakıyor acaba, bi araba olabilir mi? Ne geldi aklıma, yaz başı gibi yine uyumak istememişlerdi öğle uykularını aman ne stres olmuştum yaa, keyifleri kaçmasın akşama doğru, gün güzel geçsin diye bi takla atmadığım kalıyordu. Bir de 3-4 gündür uyumayan kızımın şimdiki halini düşünüyorum, işte burda bi yandan ona kulak kesilerek bişiler yazıyorum..

Resim yapmaya başladık biz, kuru kalemlerle resim defterleri genelde bir kutunun içindeydi ve uzun zamandır oynadıkları oyuncaklarıydı ama evden dışarı çıkamayıp da ne yapsak acaba diye düşündüğüm de benim suluboyaları çıkardım. Pek eğlendiler, şimdi haftalık aktivitelerimiz arasına girdi bu oyun. Gören de beni haftalık çizelgeler filan yapıyor sanır, hayır efendim, aklımın bir köşesindeki bugün ne oynasak kısmına bu da eklendi. Ama ileride çizelge yapmayı düşünmüyorda değilim hani. Ha bir de oyun hamurları var, bikaç ay evvel ilk denememizde Defne ısrarla gözümün içine baka baka yalama girişiminde bulunduğu için rafa kaldırmıştık bu oyunu ama artık oynuyoruz, yemeden ve de yalamadan. Defne hamurdan minik minik parçalar koparıp yanyana diziyor, aslında çoğu kez ben bişiler yapıyorum daha doğrusu bi doğumgünü pastası yapıyorum ve üzerine mommm, onlarda üfleyip duruyorlar :) Bir de parmak boya almıştım ama matesüf çöpe atmışız.

Bir yardımcı başladı bu ay başı. İlk günlerde iyi bir randıman beklemiyordum zaten ama birbirimize ve eve alıştıkça ben yap demeden birşeyleri yapar oldu. Yine böyle bir zamanda, biz sabahtan gezmeye gitmişken mutfak dolaplarını temizlemiş, ben parmak boyaları paketinden çıkarıp dolaba koyuvermiştim, ona şu ufak baharatlıkları atabilirsin dediğim için sanırım onları da sıpıttı :) ya da ben başka yere koydum ama günlerdir düşünüyor ve arıyordum ki bulamadım. Neyse yenisini aldık bu öğleden sonra süngerlerle baskı filan yaparız diye düşünüyorum.

Çınar'ın sesi kesildi, sanırım uyudu.

Evde değişiklik yapma, fazlalık eşyaları atma gibi şeyler kabardı yine içimde. Arka odayı boşalttım, salonu değiştirdim, yakın zamanda çocukların oyuncakları bu odaya taşınacak ama sağlam kutu almam lazım. Salonun yeni hali filan gayet sevimli oldu, İsmail'in (çoğu kez kendine iş çıkmasın diye) itirazları oldu ama yeni halinden o da memnun..

5 yorum:

ülkü dedi ki...

okudugun o annelik kitabini acilen benimde okumam lazim. Son zamanlarda bende cok stres olmaya basladim. Yapma dedigim halde gözümün icine baka baka yapar oldu. Elindekileri saga sola firlatmaya, hatta sinirini alamayip yüzüme saldirmaya basladi. Neden birden bire böyle tepki verir oldu anlamiyorum.
O kitabin yazarini ve ismini yazarsan sevinirim. öpüyorum kuzucuklarini ve seni :)

Adsız dedi ki...

Sevgili Vildan, sonbaharı yaşayabildiğiniz için çok şanslısınız. Şu sarı yapraklar, üzerine basınca çıkan ses, hafif gri gökyüzü beni mest eder. Ama buralarda (Adana-Mersin) yazdan kışa ve kıştan yaza direk geçilir. Ne ilkbaharın, ne de sonbaharın tadına varabiliriz. Sevgilerimle...

Adsız dedi ki...

2 yaşından sonra herşey daha bir başka olmaya başladı,çisede bazen uyumadan gün geçiriyor ve eskisi gibi mızmız olmuyor.
dediğin gibi bazı şeylere alıştıkları için aksini yapmaya teşebbüs bile etmiyorlar.

bu arada biz taşındık,
http://imomzi.wordpress.com/
burdayız artık.
bekleriz...

Aslı'ya dair dedi ki...

vildan uzun zamandır yazmıyorsun umarım bir yaramazlık yoktur ikizlerin maceralarını özledim...

Adsız dedi ki...

selam vildan benimde ikizlerim var 7 aylık seni kendime çok yakın buluyorum.benimde bebişlerim o kadar olucaklarmı sana hevesleniyorum vallahi:-)bu arada yazıların çok güzel arayı fazla açma. DERYA-İSTANBUL