
yapbozlarla oynuyoruz. ikisinin de ayrı ayrı severek oynadıkları yapbozlar var, bir iki tane de paylaşamadıkları. yapboz oynamaya şu raptiyeli gibi olanlarla başladık sonra buldukça parça adeti fazlalaştırarak ahşap olanlarından aldım. ben de çok severim yapbozla uğraşmayı bu açıdan bana benziyor olabilirler. en son beşbinlik bir tane almıştım, beşte birini yapmışken hamile olduğumu öğrenmiştim. annem büyük bi zevkle toplamıştı eğilemezsin artık, fazla yorulmaman lazım diye. hele kızlar bi büyüsün ilk işim tekrar ona başlamak olacak..
resim yapıyoruz. çoğunlukla, bir kutuya doldurduğumuz pastel ve renkli kalemleri ortalığa saçıp deftere çiziktiriyoruz. parmak boya en hoşlandıkları ama acayip bulaştırıyorlar bu sebeple nadiren bu şekilde çalışıyoruz. haftada üç dört kez de elişi kağıtlarından ben desenler kesiyorum, onlar yapıştırıcılarını sürüp yapıştırıyorlar. hala makas tutamıyorlar, ucu kıvrık tavşan makaslardan aldım ama ısrarla benim elimdekini istiyorlar ama her ikisiyle de beceremiyorlar buna çok kızıyorlar. sonra ikna olup benim kesmemi bekleyip, hızlıca yapıştırmaya geçiyorlar. eserlerin ilk sergilendikleri yer kitaplığın rafı, baba gelene kadar orada duruyor, baba gelip anlatıldıktan sonra kendi odalarında duvara asıyoruz. her yeni resimde duvardakiler de değişiyor. bir de dosyaladım şimdiye dek yaptıklarını, böyle giderse üç dört yıl sonra, adına resim dediğimiz bi koli ıvır zıvırımız olacak. zaten çoğu şeyi atmaya kıyamayan ben için bu durum düşündürücü..
hamurla oynamak eğlenceli hale geldi. ilk başladığımız zaman yeme yavrum, yalama çocuğum diye sık sık söylerdim. çoğunlukla bir doğumgünü pastası ve mumlar yapılıyor.
hayvanlar en sevdikleri figürler. uzun boyunlu zürafalar, uzun burunlu gergedanlar, develer, inekler, koyunlar..... onlara legolardan barınaklar yapıyoruz. hiç bi zaman toplu halde durmuyorlar evin her köşesinden bi hayvan çıkıyor. çınar lampisiz (fil), tağşansız ve mağmunsuz yatmaz, hepsini yanına alıp üstlerini de yıkamama asla müsade etmediği sevdiği battaniyesini örtüyor, sonra minicik koluyla kocaman sarılıyor onlara. defne ise mi'siz (malum inek) ve lampisiz yatmıyor, o battaniyesini kendi üstüne örttürüyor. her ikisi de uykuya dalınca ancak yorgan örtebiliyorum. ahşap bloklardan kuleler yapmıyoruz çoktandır. bir trenimiz var tek vagonlu, ray kısmı ahşaptan onu kurup etrafına kasaba yapıyoruz, evler, yollar filan..

hepimizin, ne yapacağımızı bilemediğimiz, sıkıldığımız zamanlar oluyor elbette. böyle durumlarda genelde -sonrasında bana iş çıkacağı için- pek hoşlanmadığım ama adam sende deyip kendimi derhal ikna ettiğim oyunlar türetiyorlar. mandalina mıncıklamak, duvarları boyamak, perdelere asılıp kornişi koparmak, nutella kavanozunu yatak odasına taşıyıp yatağın tam ortasında tüm parmakları ve hatta avuçlarıyla çikolata yemek, koltuk kenarından koltuğa zıplamak, kablosundan tutup ütü gezdirmek, gardroba saklanıp ben yokum ağnne diye bağırmak, raflara tırmanmak, koltuk minderlerinden ev yapmak ve altına gizlenip yağmur yağıyor-seller akıyor şarkısını söylemek... gibi..
bazen de ısrarlarıma dayanamayıp evcilik oynuyorlar. :) çünkü mutfakla hiç ilgilenmiyorlar artık. belki ilerde yine oynarlar diye avutuyorum kendimi. fırk!

2 yorum:
Vildan sana gerçekten imreniyorum çok yaratıcısın yaa öğretmen gibisin resmen resimler yapmak, elişi kağıtlarından şekiller çıkarmak falan...bunları yaparken iyi sıkılmıyorsun ben olsam çok sıkılır bunalırım bizimkilerde büyüdükçe oyun istiyolar oyunlar oynuyoruz tabiki ben tükeniyorum ama onların enerjisi maşallah tükenmiyo :))
daha duuuurrr nıhahaha (diye bi nuri alço kahkahası atmicam :))
evet deryacım bebeler büyüdükçe oyalanmaları daha zahmetli oluyor belki ama buna da alışılıyor hatta ben de oynarken zevk alıyorum. ama oyunu kendi başlarına oynadıkları zamanlarda senin şu an yorulduğundan daha az yorulacağına garanti verebilirim :) sen bi köşede gazeteni okurken onlarda yerde ağn ağn arabalını sürüyor olacaklar ;)
Yorum Gönder